Merhaba Ziyaretçi; Bugün Saat
İslamda Mezar Nasıl Olmalı/ Kabir Ziyareti

Müslümanların mezarı nasıl olmalıdır? Mezarın etfarını çevirmek mermer kaplamak caiz midir?

Mezarın belirgin hale getirilmesi menduptur. Ancak israfa girmeden sade, tabii ve mütevazi; mezar yapımında kullanılan malzeme de basit ve ucuz olmalıdır. Müslüman mezarlığı, ihtişam, debdebe ve tantanadan uzak, sadeliği, tabiiliği ve intizamı ile örnek olmalı. Camide bütün imtiyazlarından sıyrılarak Allah’ın huzurunda aynı safta duran müminlerin, mezarları da görünüş itibariyle birbirine eşit olmalıdır. Mezar yapımında bu eşitliği bozan şeylere yer verilmemelidir.

Mezarlara çiçek koymak veya mezar taşlarına resim yapmak caiz mi?
Özellikle anne, baba diğer akraba ve dostların kabirleri, ruhları için Allah’a dua ve istiğfar etmek amacıyla ziyaret edilir. Ölüler adına yapılan hayır ve hasenâtın sevabının onlara ulaşacağı sahih hadis ve icmâ delili ile sabittir. Ölüler ziyaret edilirken, onların ruhları için Allah’a dua edilir, Kur’an okunur, yapılan iyiliklerin sevabı bağışlanır. Kabre ağaç dikmek sevabtır. Dikilen ağaç ve bitkinin ölünün ruhundan azabın hafifletilmesine sebep olacağına dair hadisler vardır. Hristiyanların yaptığı gibi kabre çelenk ve çiçek götürmek mekruhtur.

Kabirlere resim yapmak caiz değildir.

Mezarlara Çiçek ve Çelenk Koymanın Hükmü Nedir?
Mezarın üstüne çiçek ve çelenk konulması İslâmî bir âdet değildir. Hıristiyan âdetidir. Onun yerine ölünün namına fakirlere tasadduklarda bulunmak, hem ölü, hem de fakirler hesabına daha faydalı ve sevablı bir âdettir.

İslâm`da Mezar Yaptırmanın Hükmü Nedir?
Mezarları yaptırmakta İslâmî yönden bir mahzur yoktur. Mezarın başına taş da dikilebilir. Çevresine duvar örüp yükseltilmesinde hiçbir mahzur söz konusu olmaz. Yeter ki mezarın üzerindeki topraklar örtülmesin, üzerine beton ve taş koyarak, yeşillik bitmez hâle getirilmesin. Esas olan, mezarın üzerindeki toprağın açık kalması, yeşillik bitmeye müsait halde bulunmasıdır. Toprağın üstü örtülmemek şartıyla mezarın etrafına taş dikilerek kaybolmasının önlenmesi câizdir. Ancak mezarlara, kaybolmasını önlemek düşüncelerinin dışında bir niyetle, büyük masraflara girip kubbeler yapmak, en pahalı taş ve san`atkârları getirip binalar inşa etmek, israftan, abes ve lüzumsuzluktan başka bir şey değildir. Mezarlarda israf ve gösteriş caiz olmaz. Ayrıca mezarlara âyetler ve hadîsler yazıp şiirler nakşetmek de faydasızdır. Bunların merhuma hiçbir menfaatı yoktur.


Mezarı mermer ve betondan yapıp üzerini kapatmak caiz midir?
Altı toprak, dört tarafı betondan yapılmış hazır kabrin içine lahd kazıp meyyiti defin etmek caizdir. Defnederken, kerpiç yerine beton, mermer koymak vücuda dokunmadığı için caizdir. Kabrin içi sayılmaz.


Mezarlığın şekli nasıl olmalıdır? Kabir nasıl hazırlanır?

Kabir hazırlanırken şu hususlara dikkat edilmelidir Kabir, bir adam boyu veya göğüs hizasına kadar kazılır. Ölüyü daha iyi koruyacağı düşüncesiyle kabir daha derin açılabilir. Toprak sert ise kabrin kıble tarafına bir lahd (oyuk) açılır. Eğer lahd açılmakla toprak göçecek kadar yumuşak olursa o zaman kabrin ortasında ölünün sığacağı kadar bir yer açılır ve oraya defnedilir.

İslâm müctehidleri ve fakihleri, kabirlerin kireç ve benzeri ile yapılmasının, kendi toprağına ilâve edilerek yükseltilmesinin, üzerine kubbeli bina yapılmasının, taşına övücü veya kadere sitem edici kelimeler yazılmasının caiz olmadığı konusunda görüşbirliği içindedir. Buna karşılık kabrin, yerden bir-iki karış yükselmesi, şeklinin deve hörgücü gibi olması, kerpiçle yapılması, kabrin baş tarafına bir taş konulması ne ölünün isminin yazılmasında bir sakınca görülmemiştir. Ancak kabrin üstüne mescit gibi bina inşa edilerek buranın mabed edinilmesi hadisle yasaklanmıştır.

Hz. Âîşe (r.a), Resulullah (s.a.s)’ın son hastalığında şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Allah, Yahudi ve Hristiyanlara lânet etsin, Onlar, peygamberlerinin kabrini mabed haline getirdiler.” Hz. Âîşe diyor ki: “Eğer bundan korkulmasaydı, Hz. Peygamberin kabri dışarıdan belli olacak şekilde yapılacaktı” (Buhâri, Cenâiz, 916). Peygamberin ve Hz. Âîşe’nin ifadelerinden; kabrin dış şekli üzerinde titizlikle durulmasının ve bazı yasaklar konmasının sebebinin tevhit inancını korumak ve insanların şirke düşmelerini önlemek olduğu anlaşılmaktadır.

Diğer yandan İslâm dini, israfı yasaklamıştır. israf, malın lüzumsuz yere ve ölçüsüz harcanması, sarfedilmesi demektir. Aç, çıplak, ilaçsız, tahsilsiz. eşsiz, işsiz, muhtaç müslümanlara yardım etmek yerine, büyük masraflarla heybetli, süslü ve masraflı kabirlerin bina edilmesi israf sınırları içine girebilir.

Cenaze için namaz kılındıktan sonra cemaatle birlikte yaya veya ihtiyaç olunca araç vasıtasıyla kabristana gidilir. Derince ve uygun boyda açılan kabre cenazeyi gömmek farz-ı kifayedir. Cenazeyi taşıyanlar gibi kabre indirenlerin de; “Bismillah ve ala milleti Resulullah” demeleri müstehabtır.

Ölü, kabirde yüzü kıbleye gelmek şartıyla sağ yanı üzerine yatırılır. Sonra kefenin düğümleri çözülür. Kabrin tahtası dizildikten sonra kürekle veya elle üzerine toprak atılır. Kabrin üstünü biraz yükseltmek menduptur. Toprak pekişsin diye kabrin üzerine su serpilebilir.

Mezar taşına yazılan yazılar hakkında bilgi verir misiniz?

Alim, sâlih, seyyid zatların kabirlerinin kaybolmaması için yanlarına taş konulmasında ve adlarının yazılmasında bir sakınca yoktur. Diğer ölenlerin de eserleri kaybolup, zillete maruz kalmamaları için başlarının ucuna birer taş dikilip adlarının yazılmasında bir sakınca görmeyenler vardır. Ancak bu taşlara âyet-i kerime yazılmamalıdır.

Hadis-i şeriflerde kabirler üzerine konan taşlara gelişigüzel yazı yazılmasının yasaklanması (İbn Mâce, Cenâiz, 43; Tirmizi, Cenaiz, 57) sebebiyle İslâm hukukçuları, mezar taşlarına âyet yazmanın, yere düşüp çiğnenmesi ihtimali bulunması yüzünden caiz olmadığını söylemişlerdir (İbn Abidin, Reddül-Muhtar, Terc. A. Davudoğlu, İstanbul 1983, III, 493 vd.; Bilmen, a.g.e.; 264-266). Hadislerde gelişigüzel yazı yazılmasının yasaklanmasına rağmen, bütün İslâm ülkelerinde ve özellikle Türkiye’de mezarlıklar, şiir, dua, âyet ve hadis olarak yazılan kitâbeler sergisi haline getirilmiştir. Bunlar daha sonra ortaya çıkmış olup yapılmaması İslâm’ın ruhuna daha uygundur.

Hz. Peygamber (s.a.s), oğlu İbrahim ve Medine’de vefat eden ilk Muhacir oları Osman b. Maz’un’un kabri başına, kabrin tanınması için bir taş koymuştu. İslâm alimleri, Hz. Peygamber’in bu davranışını esas alarak mezara bir taş konabileceğini ve bu taşa yalnızca isim ve ölüm tarihinin yazılmasının yeterli olacağını belirtmişlerdir (Sünen-i Tirmizi, Terc. O. Zeki Mollamehmedoğlu, II, 236). Bu açıklamalardan sünnet olan mezar şeklinin, toprak yüzeyi biraz yükseltilmiş ve deve hörgücü gibi yapılmış olmasının yanında, taşına kişi hakkında övücü veya kaderden şikâyet edici yazılar yazılmayarak, sadece ölenin adı ve ölüm tarihi yazılı bulunan mezarlar olduğu anlaşılmaktadır.

Kaynak: SoruLarLa iSLamiyet

Kabir ziyareti nasıl olmalıdır?

Süleymaniye Vakfı > Kabir Ziyareti > Yazılı Fetvalar Tarih: 18 Ağustos 2009
Soru: Kabir ziyareti nasıl olmalıdır?
Cevap: Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, kabir ziyaretini tavsiye etmiş ve: “Kabirleri ziyaret ediniz, bu size ahireti hatırlatır.” (İbn Mâce Sünen, Cenâiz, 47) buyurmuştur. Kabir ve türbe ziyaretlerinde İslâm’ın özüne ve tevhid anlayışına ters düşen, itikâdî bakımdan da zararlı olan tutum ve davranışlardan uzak durmak gerekir. Bunun için dinimiz, kabir ziyaretleriyle ilgili bazı ölçüler koymuştur. Buna göre kabir ziyaretinde şunlardan sakınılması gerekmektedir:1 – Türbelerde yatan kişileri beşer üstü varlıklar olarak görmek, bu kişileri “bunlar Allah’ın sevgili kullarıdır, bunların Allah’a sözü geçer, Allah bu zatları geri çevirmez” vs. diyerek Allah ile kendi arasında aracı kılmak.2 – Bu ziyaretleri dini bir vecibe gibi telakki etmek,3 – Çaput ve bez bağlamak, mum yakmak,4 – Türbelere ve orada yatanlara adak adamak,5 – Kurban kesmek,6 – Şeker v.b yiyecek maddeleri dağıtarak onlardan yardım dilemek,7 – Kabrin başında yüksek sesle ağlayıp gürültü yapmak,8 – Kabrin etrafındaki demir ve taşları öpmek, onlara sarılıp ağlamak.Bu gibi şeyler tevhit dini olan İslâmla bağdaştırılamaz. Ölen kişilerden medet ummak ve onlardan bazı şeyler beklemek ‘şirktir’. Şirk ise Allah’ın bağışlamayacağını bildirdiği tek günahtır. Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:

“Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar; Kim Allah’a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır.” (Nisa, 5/116)

Kabir ziyaretinde bulunan kişi, ahireti hatırlamalı, dünyanın geçici olduğunu ve bir gün kendisinin de öleceğini düşünmelidir. Kabrin yanına gelince; “Müminler yurdunun sakinleri! Sizlere selam olsun. İnşâallâh biz de size katılacağız. Allah bizden ve sizden ölmüş ve ölmemiş olanlara ikramda bulunsun. Allah’tan bize ve size afiyet dileriz. Ey Allah’ım! Bunlara rahmet eyle, bunları bağışla. Cehennem azabından koru, onları Cennetine koy.” Şeklinde dualar edilebilir.

Kabir ziyaretinde bulunacak olanların ne gibi dualar okuyabileceğine dair Peygamberimizden nakledilen sahih hadisleri görmek için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız:

 

 

islamiyet’te muskanın hükmü nedir muska günahmıdır 

Ukbe Bin Amir r.a.’den; “Birisi biat ederken Resûlullah (S.A.V.) ondaki muskayı kopardı ve buyurdu ki; “Kim muska asarsa şirk koşmuştur.” [1]

İbnu Mes’ud (R.A.) anlatıyor: “Resûlullah (S.A.V.)’ı işittim, diyordu ki: “Rukyelerde, temimelerde (muskalarda), tivelelerde (muhabbet muskası) bir nevi şirk vardır.” Bunu işiten bir kadın atılarak, (İbnu Mes’ud’a): “Böyle söylemeyin, benim gözüm ağrıyordu. Falan Yahudiye gittim geldim. O bana rukye yaptı. Ağrım kesildi” dedi. Abdullah İbnu Mes’ud (R.A.) tereddüt etmeden, “Bu (ağrı) şeytanın işiydi, o eliyle dürtüyordu, sana rukye yapılınca vazgeçti. Bu durumda sana Resûlullah (S.A.V.) gibi, şöyle söylemem kâfidir: “İzhebi’l-bâs Rabbe’n-nâs eşfi ente’ş-Şâfi, Lâ şifâe illâ şifâuke, şifâen lâ yuğâdiru sakamen. (Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şafisin. Senin şifandan başka bir şifa yoktur, hiçbir hastalığı terk etmeyen bir şifa istiyorum.” [2]

Cabir (R.A.) anlatıyor: “Resûlullah (S.A.V.)’dan nüşre hakkında sorulmuştu: “O şeytan işidir!” buyurdu.” [3] Nüşre; kendisine cin çarptığı zannedilen kimseye yapılan muskadır. (Hattabi) Büyüyü büyü ile bozmak (nüşre) yasaktır. Lakin büyü, Kuran ile bozulabilir.

Hasan (el Basri) dedi ki; “Nüşre (cin muskası), sihirdir.” [4]

İsa İbnu Hamza rahimehullah anlatıyor: “Abdullah İbnu Ukeym (R.A.)’ın yanına girdim. Kendisinde kızıllık vardı. “temime (muska) takmıyor musun?” diye sordum. Bana şu cevabı verdi: “Bundan Allah’a sığınırım. Zira Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurmuştu: “Kim bir şey takınırsa, ona havale edilir.” [5]

Abdullah bin Ukeym Ebu Mabed el-Cuheni’den; İsa bin Abdurrahman dedi ki; Abdullah bin Ukeym’in yanına girdik ve şöyle dedik; (O humre hastalığına yakalanmıştı.) “Bu hastalığın geçmesi için (muska gibi) bir şey takmıyor musun?” Şöyle cevap verdi; “Ölmek ondan iyidir. Zira Peygamber (S.A.V.), şöyle buyurdu; “Kim (Muska gibi) bir şey takınırsa, o takındığı şeye bırakılır.” [6]

El-Mugira bin Şube’den; Resulullah (S.A.V.) buyurdu ki; “Dağlama veya rukye yaptıran tevekkülden uzaklaşmıştır.” [7]

Ukbe bin Amir (R.A.)’den; Resulullah (sav) buyurdu ki; “Kim temime (nazarlık vb.) takıp asarsa, Allah ona (istediği şeyi) tamamlamasın! Kim de vedaa (nazardan korunmak için takılan deniz kabuğu ) asıp takarsa Allah onu amacına ulaştırmasın! ” [8]

Haris bin Ebi Usame Müsnedinde Ebu Hadaş’tan rivayet ediyor; “Bir kadın Peygamber (sav)’e geldi ve dedi ki; “Kocam bana karşı kaba davranıyor. Onu kendime bağlamak için (büyü gibi) bir şey yapsam ne dersin ?” Buyurdu ki; “Öf öf öf! Göktekilere ve yeryüzündekilere eziyet verdin ve çamuru bulandırdın! ” Sonra kadın oradan ayrılıp başını tıraş etti, siyahlar giyindi ve dağda yaşamaya başladı. Peygamber (sav)’in yanında ondan bahsedilince buyurdu ki; “Onun tövbesinin kabul edilip edilmeyeceğini bilmiyorum.” [9][10]

Kaynaklar

[1] Ahmed sahih senedle; Sahiha (492)
[2] Ebu Davud (3883) Sahihu Ebu Davud (3288) Sahihu İbni Mace (2845) Sahiha (331)
[3] Ahmed (13621) Ebu Davud (3868) sahihtir.
[4] Hattabi Mealimus Sünen (4/201) İbnil Cevzi Camiul Mesanid’den; Fethul Bari (10/198)
[5] Tirmizi (2072) Sahihu Tirmizi (1691)
[6] Tirmizi (2072) mürseldir dedi. Lakin Abdullah bin Ukeym’in sahabe oluşu Taberani’nin rivayetindeki “Semi’tu” ibaresi ile sabit olmuştur. Lakin Muhammed bin Ebi Leyla’nın hıfzı kötüdür. Bkz.; Mecmauz Zevaid (5/103) Busayri İthaf (4689)
[7] Sahihtir. Tirmizi (2055) Tirmizi; “Hasan, Sahih” dedi. Ahmed (4/249) İbni Mace (3489) – İbni Ebi Şeybe – İsmail bin Uleyye -Leys -Mücahid- Akkar bin el Mugira -babası – merfuan isnadıyle aynısını rivayet etti.
[8] Ahmed (4/154,156) Heysemi Buğyetül Bahis (538) Mecmauz Zevaid (5/103) Ahmed’in ricali güvenilirdir. Busayri İthaf (4690), Ebu Yala (3/1759). Ahmed bunu; Ebu Abdurrahman – Havye – Halid bin Ubeyd – Müşerrih bin Haan – Ukbe bin Amir el Cuheni – Merfuan isnadıyla rivayet etti. Maksadul Ali (1110), Tahavi Şerhu Maanil Asar (4/325), Hakim (4/384,219).
[9] Heysemi Buğyetül Bahis (540), Busayri İthaf (4707)
[10] www.misafir.net/showthread.php?t=24307

 

YAYGIN HURAFELER

 

Halkımızdan bazıları (çoğunlukla hanım müslümanlar) İSLÂM DİNÎ ile hiç alakası olmayan birtakım hurafeleri devam ettirmektedirler. Hurafe inanç ve adetlerin çok değişik şekillerini, hemen her köyümüz ve kentimizde yaygın olarak görmek mümkündür. Bu hurafe adetler uğruna zaman zaman üzücü olaylar da duyulmaktadır.

“Yıldıznameye”baktırmak, “FAL” açtırmak, “SİHİR” bozdurmak için diyar diyar hoca(!) arayanlar, dileğinin yerine gelmesi için “TÜRBE VE EVLİYA” mezarlarını dolaşanlar, kızının nasibini açtırmak için, il il üfürükçü arayanlar azımsanmıyacak kadar çoktur.

Göz arızasını gidermek, ağrısını dindirmek için seansına “55 bin TL.” para isteyenler, göğüse ve göbeğe muska yazma cüret ve ahlâksızlığına tevessül edenler ve bunların tuzağına düşüp pişmanlığını sineye çekenler de maalesef bulunmaktadır.

Ayrıca türbe penceresine, mezar taşına mum yakmayı, falan mahalledeki ağaca çaput bağlamayı, filan yerdeki havuza para atmayı, evliya mezarına kurban adamayı, sanki dini bir vecibeymiş gibi telakki edenler de mevcuttur.

Kimi yerde gelin kocasının evine girerken “kaynanasının iki bacağı arasından geçerse saygılı olur”, diye inanılmakta, dolayısiyle insan onuru ayaklar altına alınmaktadır.

Kimi yerde de “yeni doğan çocuğun ilk dışkısı cin çarpmasın, nazar değmesin” diyerek yattığı odanın eşiği altına konulmakta, bazı yerlerde de bebeğin beşiğine mezarlıktan toprak getirilerek konulmaktadır.

Daha bir sürü yanlış inanç ve adetler!..

İşte bu bölümde, halkımızdan birtakım insanların, en çok rağbet ettiği hurafelerden ve yanlış âdetlerden örnekler sunmaya çalışacağım. Ancak binlerce âdet ve inancı dar çerçeveli bir çalışma ile ele almak mümkün olmadığından, en tipiklerini belirli başlıklar altında toplayarak izahını yapmaya gayret edeceğim.

 

1. Çaput Bağlamak:

 

Çaput bağlama hurafesi, Kuzey ve Orta Asya uluslaranın eski dinleri olan ŞAMANİZM’e mahsus önemli unsurlardan biridir. Şamanist Türklerin inanışlarına göre her dağın, her kutlu pınarın, göl ve ırmakların, kutlu ağaç ve kayaların “İZİ” sahipleri vardır.

• Çağdaş Altaylı Şamanistlerin inandıkları “İZİ”ler, Göktürklerin bıraktıkları yazıtlarda toptan “YER-SU” ile ifade edilmiştir. Göktürkler bu “YER-SU” denilen ruhları, Türk yurdunun koruyucusu sayarlardı. Onların inanışlarına göre bu “İZİ’ler kişiden kurban isterler. Kurban sunmayanlara zararları dokunur. Ancak bu ruhlar çok kanatkârdır. Bunları, bir paçavra parçası, bir tutam at kılı hatta kurban niyetiyle atılan bir taş parçası ile tatmin etmek mümkündür’1′.

İşte Türkler müslüman olduktan sonra da bu âdetlerini büsbütün bırakmamışlardır. Evliya saydıkları ulu kişilerin türbelerine, orada biten ağaçlara, ya da o yörede bulunan bazı kayalara çaput bağlamak suretiyle eski adetlerini müslümanlaştırmak istemişlerdir. Oysa böyle bir âdet İslâm’da yoktur.

Kutsal ağaç ve kutsal sular olarak kabul edilen bu mahaller, daha çok kısır ve çocuğu hasta olan kadınlar tarafından ziyaret edilmektedir. Maalesef bir çok kadın, bu mahallere gidip dua ederek ağaca çaputunu, suya parasını atarsa, hamile kalacağına inandırılmaktadır.

Bazıları da böyle ağaçlara çaput bağlarsa, birtakım hastalıklardan kurtulacağına ümit beslemektedir.

Anadolu’da ağaçlara bez, paçavra bağlamakla dileğinin yerine geleceğine inanılan pek çok yer vardır. Bunlardan biri de benim köyümdeydi(*)

Benim köyümde “ÇIBAN KAYASI” denilen bir mevki vardır. Köyün doğu yönündedir.

Bu mevki, daha ziyade ipek böceği için yetiştirilen dut bahçelerinin bulunduğu yerdir. Burada bizim de dut bahçemiz vardır. Bahçenin doğu yönü kayalıktır. Kökü kayaların arasında olan bir siyah incir ağacımız vardı. İncir ağacının dallarına bez içerisinde 3-5 kuruş koyup bağlandığı zaman, özellikle çocukların yüzünde çıkan çıbanların iyileştiğine inanılırdı. Ayrıca kim o bezleri toplar içindeki parayı alırsa çarpılır veya her yerinden çıbanlar çıkar denilirdi.

Ben, zaman zaman bahçeye gittiğimde bezleri toplar, içindeki paraları alır, harcardım. Görenler, “bırak onları çarpılırsın” diyerek beni azarlarlardı. Uzun seneler geçmesine rağmen ne bir yerimde çıban çıktı, ne de çarpıldım.

Seneler sonra İlahiyat tahsil ettim. Bunun saçma olduğunu köylüme anlattım. Zaten ağabeyim de o incir ağacını kesmişti. Şimdi köyümüzde bu bâtıl inanç ortadan kalkmış, oralara da çaput bağlayan kalmamıştır.

Sırası gelmişken bu paçavra bağlama adeti ile ilgili bir başka hatıramı da nakletmek isterim.

1963 senesinde Milli Eğitim Bakanlığı, İmam-Hatip Okulları Meslek Dersi Öğretmenleri için Konya’da bir kurs düzenlenmişti. Ben de o kursa katılmıştım. Mevsim yaz ve Temmuz idi. Kurs sabah 8.00′de başlıyor, saat 13.00′te bitiyordu. Öğleden sonra serbest çalışmak için boş kalıyorduk. İşte böyle öğleden sonra bir gün, bir grup arkadaş “Meram Bağları”na gezmeye gitmiştik. Biraz kır gezintisi yaptık. İkindi yaklaşmıştı. Namaz kılmak için orada bulunan bir mescidin yanında toplandık. Mescidin önündeki çeşmeden abdest almak için hazırlanıyorduk.

Mescidin bitişiğindeki türbenin pencerelerinden birine gözüm ilişti. Baktım ki pencerede parmak sığacak kadar boş yer kalmamış, hep çabut bağlanmış. Tam bu sırada bir arkadaşım camiin köşesinden çıktı ve pencerenin önünde durdu. Şöyle bir etrafına bakındı, kızarak başını sağa sola sallamağa başladı. Belliki pencerenin haline hem kızıyor hem de hayret ediyordu. Ben, koşarak yanına vardım ve beraberce çaputları koparmaya başladık. Biraz ilerimizde de bir grup kadın duruyordu. Bizim pencereyi temizlediğimizi görünce: “Vay ahlaksızlar, dinsizler, kafirler” diyerek bağırmaya başladılar. Biz, dinimizde böyle şeyler yoktur, falan demeye kalmadan taş da atmaya başladılar. Kendimizi camiye zor attık. Arkadaşlardan biri ezanı, biri de camide Kur’ân-ı Kerim’i okumaya başladı. Namazlarımızı eda ettik. Kadınlar da üst katta namazlarını kılıp caminin önüne çıkmışlardı. Bizi, camiden çıkarken görünce bu sefer: “Biz sizi itikatsız zannettik, kusura bakmayın” diyerek özür dilediler.

Kendilerine bu işin yanlış olduğunu, İslâm’da böyle adetlerin olmadığını izah ettik. Daha sonra da vedalaşarak ayrıldık.

İslâm bilginleri böyle âdetlerle asırlarca mücadele etmişlerdir. Bir çok bâtıl inancın kalkmasını sağlamışlarsa da, tamamen yok edilememiştir. Hâlâ bir çok yöremizde türbe pencerelerine, bazı ağaçlara çaput bağlandığı, duvarlarına taş yapıştırıldığı veya cami havuzlarına ve pınarlara para atıldığı bir gerçektir.

2. Mum Yakmak:

Türbe, mezar, tekke vb. yerlere mum yakma adeti, eski cahiliyet çağından kalma adetlerden biridir. Arkeologların çoğu bu adetin en ilkel ateş kültü ile ilgili olduğuna kanidirler. Yani “Ateşe tapınmaktan” kalma bir adet olduğu söylenilmektedir.

Eski çağlarda yalnız “aziz” sayılanların değil, başka ölülerin de mezarlarında yahut öldükleri yerde mum veya ateş yakmak bir nevi kurban sayılırdı.

“Türbelerde kandil (mum) yakmak adeti Fenikelilerden intikal etmiş bir ananedir. Fenikeliler SUR şehrinin hamisi ve ilahı olan MELKÂRES’in heykeli önünde devamlı kandil yakarlardı”‘2′.

Hıristiyanlıktan önceki Helenler ve Romalılar’ın da mezarlarında ve mezar taşları üzerinde meşaleler yaktıkları bilinmektedir. Bunlar Hıristiyan olduktan sonra da bu adetlerini bırakmamışlardır. Bu Paganizm kalıntısı adet, daha sonraları hıristiyan din adamları tarafından kitaba uydurulup, mum yakma şeklinde dini âyinlere sokulmuştur. Hıristiyan din adamlarının izahlarına göre güya bu âdet, ilk hıristiyanların karanlık mağara ve Katakomplarda gizlice ibadet ettikleri zaman yaktıkları mum ve meşalelerin hatırası imiş…(3)

İslâm’da cami duvarına, kabir taşına, mezar taşına, mum yakılır diye bir kural yoktur. Bu adet, Müslüman-Türklere Mecusilerden ve Hıristiyanlardan geçmiştir.

Kabir başına, mezar taşına mum yakan kişi, oradaki yatırla kendini bütünleşmiş, ondan bir parça olmuş gibi kabul ediyor ki, bu büyük bir hatadır ve şirktir. İslâm’a göre insan, ancak Allah’a iltica eder ve O’na sığınır; O’nun dışındaki varlıklardan medet ummak yanlıştır. Bu itibarla kabirlerde mum yakma adeti yanlış bir inançtır, hurafedir. Ayrıca halkımız arasında yaygın olan bir yanlış inanç da cenaze çıkan odada 40 gün ışık yakılmasıdır. Güya ölü çıkan odada 40 gün ışık yakılırsa, ölünün ruhu geldiği zaman karanlıkta kalmaz evini ve odasını daha çabuk bulurmuş…

Böyle inançlar batıl itikatlardandır. İslâm esasları ile alakası yoktur. Ama maalesef bazı kimseler bunlara inan-dırılmıştır.

İslâm’da türbe bahçesine, kabristana ağaç ve çiçek dikilir, fakat mum yakılmaz

Yorum yapın
İsim
:
E-Posta
:
WebSite
:
Yorumunuz
:

    Metin Ablak Yorum 23:54 Temmuz 12th, 2014 de Yazılmıştır..

    Yau mübarekler…. Çok güzel açıkladığınızı düşünüyorsunuz bir çok konuyu. İlk konuya baktım. Mezarlık ile ilgili olanı. Birşeyler birşeyler…. iyi güzelde be mübarekler, dinimizin tek ve tartışmasız olan Kuran’ı Kerim den neden tek bir ayet koymadınız buraya…???? Yoksa eksiksiz olan Kitabımız sizce bu konuda eksik mi?’Haşa’ Yapmayın Allah aşkına. İnsanların kandırıldığı yeter artık. Kuran tek kaynaktır. Ne hurafeler, ne sahih olduğu her zaman tartışılacak olan hadisler dini uygulamaların tarifi olamaz… Yorumlarla dine sokulan günahlar ve sevaplar Allah korusun Şirke kadar gider. Mezhepler en büyük yasaklardan biridir Kuran a göre…. “Bölünmeyiniz, parçalanmayınız…”

    Abdurrahman pınarbaşı Yorum 12:37 Temmuz 18th, 2014 de Yazılmıştır..

    Metin Ablak kardeşimize gösterdiği ilgiden dolayı teşekkür eder, kendi yazacakları bir yazıyı bize ulaştırmalarını dileriz. Yazılan yazının kaynakları ile beraber olursa memnun oluruz.
    Dinde olmayan bir fazlalığı dine ilave etmekten veya var olan bir doğruyu yazmayı geri durmaktan Allah’a sığınırız. Yoksa hurafeleri din zannederiz. goygoycuları, şarlatanları, dinden geçinenleri, din tüccarlarını hak ettmedikleri şekilde değer vererek yüceltmiş oluruz. şimdiden teşekkürler.

Üye Girişi
Kullanıcı Adı
:
Şifre
:
Şifremi Unuttum?
KONYA'da 5 Günlük Hava Tahmini
Köşe Yazarlarımız
Anket
Son Yorumlar
Arşiv
http://www.dedemli.org/wp-content/uploads/LOGO-131.jp